ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR?

Değerli okuyucu, bu soru son yıllarda ısrarla sorulmakta ve yalan söyleyen tarih utansın denilerek tarihe Çapanoğlu isyanı veya Yozgat isyanı olarak kayıt düşülen bu başkaldırının gerçek nedenlerinin ortaya çıkarılması istenilmektedir. Sevindirici olan şu ki, çeşitli yayın organlarında Çapanoğulları ile ilgili bir konu dile getirildiğinde gerek Yozgat’ta gerekse Yozgat dışında yaşayan duyarlı hemşerilerimiz, yazdıkları yorumlarında, hepimiz Yozgatlıyız hepimiz Çapanoğluyuz diyerek ailemizi sahiplenmekte, duydukları sevgi ve sempatiyi dile getirmektedirler. Resmi tarih olarak Çapanoğlu isyanı diye adlandırılan bu büyük başkaldırının tarih kitaplarında sadece zarfı anlatılmış mazruf’u (zarfın içindeki) gözlerden kaçırılmak istenmiştir. Çünkü bu başkaldırı başta Ankara hükümetinin ilk başlardaki zafiyeti de dâhil olmak üzere bazı komutanlar ve kişilerin sorumsuzlukları, basiretsizlikleri, bilgisizlikleri ile Anadolu’nun bu bölgesini ve Çapanoğullarını iyi tanımamalarından ve iletişim kopukluğundan kaynaklanmıştır.

Çapanoğulları, tarihte şehir kuran iki aileden birisidir. Diğeri Irak’ta Sultaniye şehrini kuran Baban aşiretidir. Çapanoğulları aynı zamanda Osmanlının en büyük ayan ailelerindendir. Öyle ki devletçe kendilerine Ayn-ül Ayan lakabı verilmiştir (ayanların en gözdesi, en şereflisi). Bağdat’tan (Irak), Rakka’ya (Suriye) kadar bu uçsuz bucaksız topraklarda üçyüz seneye yakın adeta sikke bastırmadan ikinci bir padişah gibi hüküm sürmüşlerdir. (Prof.Hakkı Acun Çapanoğulları ve eserleri). Bilhassa padişah üçüncü Selim, Nizam-ı Cedid’in kurulması ve tertibi sırasında çok yardımını ve desteğini gördüğü Süleyman bey’e kendi el yazısı ile yazıp gönderdiği hatt-ı hümayünunda Çapanoğlu Süleyman beye sevgilerini bildirmiş ve şöyle demiştir.

Sen ki Cebbar zade Süleyman bey’sin.Sen benim sadık ve rıza-cu bendem olduğunu gerçi bilirim. Lakin bu defa muvaffak olduğun hizmet ve ibraz eylediğin gayret ve sadakat tamam senden memûlüm olan bendelik olmağla sana olan teveccü-ü derunum birkaç kat ziyade olup daavâtı hayyriyeme mazhar oldu, hak teâlâ seni ve hanedanını dâim eyleyüp devletimden eksik etmesün. İnşallah daha nice hidemât-ı aliyyeme muvaffak olursun. Din ve devletin muntazam talimli askerin lüzumunu bilip teyidi din-ü devlet niyet-i hâlisesiyle tahsil-i rizây-ı bâri için tertib ve talime şuru eyledim. Bu husus benim aksây-ı âmâlim olduğunu bilüp lüzumunu dahi idrâk eylediğin halde senden memülüm sa’y-ü ikdamdır. İnşa’llah çok esere muvaffak olursun. Göreyim seni Süleyman Bey, dil-hâhım üzere gayret ve ikdamını işittikçe seninle iftihar eylerim. Heman rabbim her halde tevfik buyursun, âmin. Üçüncü Selim’in öldürülmesi üzerine aşayişin yeniden sağlanması için Alemdar Mustafa Paşa tarafından İstanbul’a çağrılan Çapanoğlu Süleyman bey, on bin atlı ve 5 bin piyade ile çok kısa bir sürede intikal etmiştir. Oğlu Mehmet Celalettin paşa sarayda vezir iken, babası Süleyman bey de Kasr-ı Hümayına alınarak vezirler gibi Hilat giydirilmiş ve padişah tarafından huzura kabul edilmiştir.

Prof.Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar Türkmenler kitabında mealen şöyle yazar.  <Selçuklu devleti yıkıldığında Osman oğulları yeni bir devlet kurdular, eğer Osmanlı devleti de yıkılsaydı Çapanoğulları da bir devlet kurabilirlerdi.> Çapanoğulları bu güçlerini elbette devlete ve padişaha sonsuz sadakatlerinden ve verdikleri güvenden almaktaydılar. Araştırmacı yazar Osman Karaca “devlete sadakat vatana ihanet sayıldı.” diyerek resmi tarihçilere sitem eder. Peki başkaldırının müsebbibi gösterilen Çapanoğlu kardeşler kimdir?

Çapanoğlu Edip Bey; Vezir Mehmet Celalettin paşanın torunudur. Sırası ile Arapkir, İskilip,
Sungurlu, Akdağmadeni, Keskin, Osmancık, Akşehir, Zile de kaymakamlık, Kayseri, Dersim,
Çorum, Yozgat, Nâblus, İçel ve tekrar Yozgat’ta Mutasarrıflık yapmıştır. Kardeşi Celal beyle birlikte Yozgat’ta İttihat ve Terakki partisinin kurucusudur. Daha sonra Yozgat Müdafaa-ı Hukuk cemiyetinin de kurucusudurlar. Edip Bey iyi yetişmiş şair ruhlu bir insandır. Edip Bey divanı isminde bir şiir kitabı da vardır.

Çapanoğlu Celal Bey; Edip Beyin küçük kardeşidir. Mekke, Tokat, Afyon, Amasya mutasarrıflıklarında bulunmuştur. Ağabeyi Edip Bey gibi iyi yetişmiş, dirayetli, bilgili, görgülü bir devlet adamıdır. Celal Beyinde bir şiir divanı vardır. Hatıralarını kaleme aldığı defteri sekizinci göbekten Çapanoğlu ve aynı zamanda kız kardeşi Fitnat hanımın da torunu olan Abdülkadir Çapanoğlunun kütüphanesinde korunmaktadır.

Çapanoğlu Salih Bey; Ağabeyleri gibi dirayetli, bilgili, devlet tecrübesi olan ve ağır ceza reisliğinden emekli bir kimsedir. Başkaldırıya katılmadığı halde yinede ceza almaktan kurtulamamıştır.

Çapanoğlu Halit Bey; En küçük kardeş olup, ağabeyleri gibi görgülü, Arapseyfi köyündeki çiftliği ile uğraşan iyi ata binen iyi cirit oynayan civan-mert, gözü pek bir kişidir.

O halde devlet umuru görmüş bu değerli insanlar nasıl oldu da tamda milli mücadele sırasında Mustafa Kemale korkulu ve uykusuz geceler geçirtecek kertede bir büyük başkaldırıya kalkıştılar. Şimdi olaylara sırası ile göz atalım. Çapanoğlu ailesinin altıncı kuşaktan torunları olan bu beyler emekli olduktan sonra Yozgat’a memleketlerine dönerler. Bu arada zaman içinde Yozgat’ta nüfuz sahibi olmuş bazı aileler bu durumdan hiç hoşnut olmazlar. Öyle ki muktedir olabilseler bu beyleri Yozgat’a hiç sokmayacaklardır. Bu konudan Genel Kurmay Harp Tarihi Başkanlığının resmi yayınlarında da bahsedilir (seri no. 1 cilt no. VI. sahife 3).

Peki Çapanoğullarına muhalif olanlar kimlerdi?
Müftü Mehmet Hulusi Efendi : Babası Edip ve Celal Beylerin babası Hacı Osman Beyin hizmetinde bulunmuş (köle olarak) Çerkez Kölemenlerinden Bekir ağadır. Oğlu olan Mehmet Hulusi Efendi (Akyol) ise Hacı Osman Bey’in yanında büyümüş Yozgat’a bağlı Kavurgalı medresesini bitirmiş daha sonrada Hacı Osman Bey tarafından Mısıra gönderilerek Camiül Ezhar Üniversitesine devam etmiştir. Bitirip bitirmediği hakkında bir bilgi yoktur. O tarihte Yozgat Müftüsüdür (35 yaşında). Çapanoğullarına asıl zararı olan bu zattır. Mustafa Kemal kendisini bir yıl kadar mebus yapmışsa da daha sonra gördüğü lüzum üzerine mebusluğunu sona erdirmiştir. Nedenine gelince, Mecliste men’i müskirât (haram içkilerin menni) kanunu kaldırılınca meclis penceresini açarak halkı bu meclisi dağıtmaya teşvik etmiş.
Avni Doğan Bey: 1908 meşrutiyet meclisinde mebus olan Hayrullah Efendinin oğludur. Mülkiye mezunudur. Çapanoğulları ile de ana tarafından akrabalığı vardır. Kızılkoca-Şefaatli nahiyesi müdürüdür ama bu memuriyeti kendisini tatmin etmemektedir. İstikbali için daha güzel görevler düşlemektedir ve bu konuda da Yozgat’ta kendisine rakip istememektedir. Daha sonra Ankara valisi olacaktır. Hakkındaki bir rivayette şöyle. Akdağlı Bahri beyin dayısı Akif Beyin hanımı rahatsızlanır ve Ankara’ya giderler. Eşinin tedavisi sırasında da Akif bey rahatsızlanır. Avni Doğan eve bir doktor getirir. Doktor bir iğne yapar ve Akif bey ölür. Bu olay aile arasında hep şüphe ile konuşulur. Sabık Arapkir Kaymakamı Süleyman Sırrı Bey (İçöz): Yozgat İdadisini bitirmiştir. Herhangi bir imtihana filan girmeden idarecilikle başladığı devlet memuriyetinde bir süre Arapkir Kaymakamlığı yapmıştır. Daha sonra Ankara Hükümetinde Yozgat ebusu olacaktır. Bozok isminin Yozgat olarak değiştirilmesi için meclise önerge veren kişidir.
Akif (Paşa ?): Haris, Yozgat Sancağında tek adam olmak, rakip kabullenmemek, bu konuda önüne çıkabilecek engelleri ne pahasına olursa olsun yıkmak kararında bir kişilikte idi. Bu nedenle devamlı Çapanoğulları ile uğraşmıştır. Rütbeli makamlı bir paşa değildir. Dedesi Akif paşadan dolayı aile kendisine paşa diye hitap ettiğinden adı öyle kalmıştır.
Şair ve Nazır Akif Paşa: 1787 de Yozgat’ta doğmuştur. Dâhiliye Nazırlığı da yapmıştır. Muhtelif yerlerde mutasarrıflıklar yapmışsa da halkın  şikayeti üzerine Suriye ye sürgün edilmiştir. Akif paşa da haris ve gözü yükseklerde olan bir insandı. Aynı zamanda şair ve yazardı. Şimdi biz yine dönelim Çapanoğlu kardeşlere. İttihat ve Terakki partisinin kurucularından olan bu zatlar son dönemde bu partinin yaptığı yolsuzlukları, hukuksuz ve kanunsuz davranışları  şiddetle ve ısrarlı bir şekilde tenkit edince partiden de ihraç edilirler. Bu yüzden partiye karşı bir kin ve nefret duymaktadırlar. Mustafa Kemal’de bu partinin ilk kurucularından olduğundan ona karşıda ister istemez bir güvensizlik duyulmaktadır. Halbuki Mustafa Kemalde aynı nedenlerle parti ile ilişkisini kesmiştir. Çapanoğlu Kardeşler, Halife Padişah ile Mustafa Kemal arasında bocalamaktadırlar. Mustafa Kemal Ankara da kuracağı yeni meclis için Yozgat’tan da üye seçilmesini ister. Çapanoğlu kardeşler ile Yozgat eşrafından bazı kimseler ve Müftü Mehmet Hulusi efendi Mutasarrıflıkta toplanırlar. Edip ve Celal beyler padişahın izni olmadan böyle bir meclisin toplanmasının uygun olmayacağını beyan etmeleri üzerine Müftü Hulusi efendi ile aralarında sert bir tartışma çıkar. Babası yanlarında köle olan ve kendileri tarafından okutulup eğitilen birisinin kendilerine böyle saldırmasını hazmedemeyen Edip ve Celal bey kırgın ve kızgın bir şekilde toplantıyı terk ederler. ikinci olay, Mustafa Kemalden gelen bir telgrafa cevap verilmesi gerekmektedir. Müftü Hulusi Efendi haris ve her yerde kendi sözünün geçerli olmasını isteyen bir kişidir. Telgrafa kendi yazdığı şekilde cevap verilmesini istemekte ve başkasını kabul etmeyeceği konusunda ısrar etmektedir. Celal beyde cevabın devlet lisanı ile ve münasip bir şekilde verilmesini istemektedir. (hatıralarını da devlet lisanı ile kaleme almış) Tartışma büyüyünce Celal bey senin yaşın kadar benim devlet hizmetim var elbette benim yazdığım şekilde çekilecek demiş ve onun yazdığı şekilde çekilince Müftü bunu hazmedemeyip Çapanoğullarına karşı cephe almıştır. Bunda babasının Çapanoğullarının hizmetinde bulunmuş olmasının ezikliğinin de olduğu da rivayet edilir.

Üçüncü olay ise iane toplanması olayıdır. Müftü bir Cuma hutbesinde milli mücadele için halktan iane toplanmasını ister. Beyler buna karşı çıkarlar. Çünkü halkın durumu malumdur. Eğer bir bağış yapılacaksa aile halktan bir şey talep etmeden gerekeni yapacaktır. Nitekim bu konuda Celal beyin kendi birikiminden bir kese altını Keskinli Rıza Bey vasıtasıyla bizzat Mustafa Kemale gönderdiği bilinmektedir. Keskinli Rıza Bey Çapanoğullarına akraba olduğu için arabulucu olarak bizzat Mustafa Kemal tarafından Yozgat’a gönderilmiştir. Hatta Ankara’ya külliyetli miktarda canlı kümes hayvanları göndermek için kafesler yaptırıldığı da bilinmektedir. Çünkü Çapanoğulları gerek savaşlarda tüm ordunun, gerekse kıtlık zamanlarında İstanbul’un tüm et ve un ihtiyacını karşılamışlardır. Mustafa Kemal Paşa ile Celal ve Edip beyler arasında arabuluculuk yapanlardan biriside akrabaları Akdağlı Bahri beydir (Tatlıoğlu). Bahri bey Mustafa Kemal’i çok önceden İstanbul’dan tanımaktadır. Mustafa Kemal Samsuna Ordu Müfettişi olarak tayin edilip hazırlıklarını yaparken İngilizler kendisini yakalamak için birkaç defa Beşiktaş/Akaretlerdeki annesinin ve kız kardeşinin oturduğu evi basarlar. İşte Bu günlerde Bahri bey Mustafa Kemal’i İstanbul Samatya’da ahbabı olan bir Ermeni’nin evinde saklar. Çapanoğulları, Ermeni tehciri sırasında sürgüne gönderilen Ermenilere sürgün yerlerine sağ salim varabilmeleri için çok yardımcı olmuşlardır. Bu yüzden tanıdıkları çok Ermeni aile vardır. Bahri bey, Mustafa Kemal Samsuna gitmek için yola çıktığında da yanına yarım teneke kadar altın vermiştir.

Dördüncü olay, Ramazan ayında Çapanoğlu Camiinde bir Cuma hutbesinde müftü sözü milli mücadeleye getirip Çapanoğullarını ima ederek hainlikle suçlayıcı ve hatta hakarete varan sözler söyleyince cami çıkışında Celal Bey müftünün önünü kesip bizim camimizde bizim ailemizin aleyhinde söz söylemeye utanmıyor musun demiş müftünün de karşılık vermesi üzerine hiddetlenerek elinde bulunan asa ile müftünün yüzüne vurması aradaki düşmanlığı büsbütün artırmıştır. Bu sırada bir ayaklanma için Antep’ten Zile’ye gitmekte olan Kılıç Ali Yozgat’a uğrar ve birkaç gün Yozgat’ta kalır. Bunu fırsat bilen müftü Hulusi efendi, Kılıç Aliyi Çapanoğulları aleyhinde doldurur. Bir şeyden haberi olmayan Kılıç Ali, Çapanoğullarını cezalandırmak ister ve  Kuvay-ı Milliye için Edip ve Celal beylerden 500 er altın vermelerini talep eder. Kuvay’ı Milliye Müfrezeleri, ordu birlikleri gibi disiplinli, kanun ve nizamlara riayet eden askeri birlikler değillerdi. Gittikleri yerlerde emir ve komuta zincirinin haberi olmadan kendi takdir ve keyiflerine göre talepte bulunuyorlardı. Bazen tehdit, bazen zorla istediklerini alıyorlardı. Nitekim bu olaylar Mustafa Kemal Paşa’ya ulaşınca ilgilileri uyaran şöyle  bir genelge göndermişti.

TAMİM Sivas 31/10/1335 İzmit, Adapazarı, Bursa, Konya, Balıkesir, Heyeti Merkeziyelerine. Kuvvayı Milliyeye mensubiyetlerini iddia eden bazı eshasın menfi zatiyelerini temin maksadiyle hareket ve tahakküm etmek teşebbüsatında bulundukları işitildi. Gayri meşru ve gayri kanuni harekatın teşkilatı milliyede yeri yoktur. Bu gibiler hakkında hükümetin kanunu tatbik eyleyeceği muhakkaktır. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Heyeti Temsiliyesi Namına Mustafa Kemal. Kılıç Ali Edip ve Celal beylerden ret cevabı alınca Çapanoğullarını konaklarında göz hapsine aldırarak kapılarına nöbetçiler diker. Bu askerler gereği kadar disiplinli olmadıklarından, evdeki hanımlara genç kızlara sözlü tacizde bulunmaya başlarlar. Bunun üzerine Arapseyfi de ki en küçük kardeşe haber uçurulur. Halit Bey, 300 silahlı adamı ile Yozgat’ı basacağını Kılıç Aliye bildirince zoru gören Kılıç Ali 80 kişilik müfrezini alarak Boğazlıyan’a kaçar. Daha sonra ki çarpışmada yenilip hüsrana uğrayan Kılıç Ali, Çerkez Ethem’e şöyle bir telgraf çeker. Efendim, müfrezemin ihaneti yüzünden Boğazlıyan’daki çatışma sırasında bozuldum. Ancak birkaç yakın arkadaşımla Kayseri’ye gelebildim. Gerek süvari müfrezem, gerek bundan başka Boğazlıyan’da bulunan piyade taburu bütünüyle bozuldu. Bir bölümü ayaklanıcılara katıldı. Boğazlıyan ayaklanıcıların eline düşmüş bulunuyor. Çerkez Ethem’in bu telgrafa cevabı ağır olur. Üzüntü verici bir bozgun. Fakat ben bu gibi rezaletlerden bıktım. Elinizdeki top ve tüfeklerle sopalı ayaklanıcıları silahlandırıyor, şımartıyorsunuz. Şimdi size ne gibi bir emir vereyim? Bunun için doğruca Ankara’ya git. Müftü’nün tahrikleri, Kılıç Ali’nin tutarsız ve basiretsiz davranışları ve Yozgat’ta yeni, yeni söz sahibi olmaya başlayan bazı ailelerin fitne ve fesatlıkları neticesi Ankara ile gerekli iletişimi sağlayamayan Çapanoğlu beyleri, içinde bulundukları durumu da kavrayamamaları sonucu bir başkaldırıya adeta sürüklenmişlerdir.(13 Mayıs 1920)
Mustafa Kemal’in ayaklanma ile ilgili görüşünü sorduğu İsmet paşa şöyle cevap vermiştir. Paşam, Çapanoğulları, kız alıp vermelerden dolayı bütün civar ailelerle akrabadır. Eğer bastıramazsak saman alevi gibi büyür söndürmek mümkün olmaz.
Hakikaten İsmet paşanın dediği gibi, tarih kitaplarında sözü edilmeyen birçok aileler, toprak sahibi beyler ve alevi dedeleri ile çevredeki çeteler, ya başkaldırıya katılmış ya da katılmadan destek vermiştir. Yozgat, Çorum, Amasya, Zile, Yıldızeli, Tokat, Niksar, Çamlıbel, Akdağmadeni, Boğazlıyan vs. bölgeleri tamamen ele geçirilmiş, Ankara hükümetinin gönderdiği kuvvetler başarılı olamamıştır. Bu arada Cemil Cahit Beyin (Toydemir) 5.Kafkas Tümeni ile 3.kolordu birlikleri de yenilmiş silahları ve topları da asilerin eline geçmişti. Aslında bu kuvvetlerle birlikte Genelkurmayca şu kuvvetlerde Çerkez Ethem’e yardımcı olmak için gönderilmişti. Çankırıdaki 58.Alay komutanı Binbaşı Vasfi Bey komutasında 300 piyade, 6 makineli tüfek ve 50 süvariden oluşan müfreze. Çerkeş’ten Çankırı’ya doğru intikal eden Albay Refet Bey komutasındaki 250 süvari ile Sivas ve Yenihan mevkilerindeki milli ve mahalli müfreze ve birlikler. Çerkez Ethem bu başkaldırıya çok kanlı bir şekilde son vermiştir. Çünkü Ankara’da kendisine anlatılanlardan Çapanoğullarının öbür ayaklanış bölgelerinde gördüğü ayaklanıcılardan daha güçlü bir durumda olduklarını anlamıştı. Bu hınç ile Yozgat’ı iki defa yağmalatmış bütün konakları yaktırmış. Yüklü bir servet ile Ankara’ya dönmüştür. Öyleki, Ethem’in Çakalları yıllarca Yozgat’tan yağmaladıkları malları Ankara’daki Hergele meydanında satarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Ethem bir sohbetinde Yozgat, Yozgat değil içi altın dolu vadi imiş demiştir. Prof.Hakkı Acun (Çapanoğlu) bu olayı  Çapanoğullarının üzerinden silindir geçmiş diye tarif eder. Nitekim Ethem’in Yozgat ve havalisinde yaptığı soygun ve yağma gerçekten ayyuka çıkmış ve Milli Mücadele ile ilgili birçok kaynakta bu olaya yer verilmiştir.

Bunlardan bazılarını aktaralım;
İsmet paşa: Yozgat isyanı çok kanlı bir şekilde bastırılmış ve Yozgat yağma edilmiştir. Ethem Bey’in kuvvetleri Ankara’ya geldikten sonra Ankara çarşısında ve Ankara’nın etrafında kurulan panayırlarda Yozgat’tan sürdükleri hayvanları halkın gözü önünde sattılar.
Yunus Nadi: Yozgat isyanını bastıran kuvay-ı seyyariyenin, beraberlerinde ganimet olarak pek çok eşya ile beraber her cins hayvanı getirmiş olmaları Ankara’da kötü tesir yaratmış, bir hayli söylentiye sebep olmuştu.
Damar Arıkoğlu: (O yıllarda mecliste üye). Ethem kuvvetleri Yozgat dönüşünde isyana katılmayan köylülerden yağmaladıkları hayvan ve değerli eşyaları Ankara pazarlarında haraç mezat sattılar.
Falih Rıfkı Atay: Ethem kuvvetleri Yozgat dönüşü Türk köylerini yağma ederek Ankara’ya gelmişler, talan eşyasını açıkça Ankara pazarlarında satmışlardır.
Mustafa Kemal Paşa: Yozgat’ta isyan edenlerin tepelenmesine gitmiş olan bir kuvvetin diğer taraftan masum olan ahaliyi zarara soktukları anlaşıldı. Hâlbuki istediğimiz o değildi. Bazı yerlerde koyunlar gasp olunmuştur. Hükümet ağzını kapatıp kulaklarını tıkamıştır. Müracaat edenlerin parasını vermiştir. 24 haziranda Yozgat’a gelen Çerkez Ethem ertesi günü divan-ı harp kurarak Çapanoğullarından Mahmut ve Vasıf beyleri, Ceritzade Hüsnü efendiyi, Hafız Şahap ve oğlu Rafet’i, Kadı Remzi efendi ve Tevfik zade Abdullah efendiyi de olmak üzere toplam 12 kişiyi astırır. Aslında asılan sayısı 30 civarındadır fakat kayıtları tutulmadığı için kim oldukları bilinmemektedir. Çapanoğulları Yozgat’ı ele geçirdiklerinde yapılacak masraflar için Ziraat Bankasından 50.000 lira almışlar ve senet imzalamışlar.Bu paranın 5.000 lirasını memurlara maaş olarak ödemişler,geri kalan 45.000 lirayı ilerde kullanmak üzere tekrar banka veznesine bırakmışlar ama senedi geri almayı unutmuşlar. Bu durumu fark eden Ethem parayı zimmetine geçirip almış,veznedara da  kimseye söylememesi için gözdağı vermiş ve Çapanoğullarının senedini yine kasada bırakmıştır. Bu olay bilindiği halde geri kalan 45.000 lira yıllarca aileye ceza olsun diye ödetilmiştir.Kaçabilen beyler Uzunyayla (Pınarbaşı) Çerkezlerine sığınmışlar onlarda Ethem’e karşı durarak kendilerine sığınan misafirlerini teslim etmeyeceklerini bildirmişler (27 Ağustos 1920). Peki kaçanlar neden Uzunyayla Çerkezlerine sığındılar ve onlarda Çerkez Ethem’e neden direndiler. Çerkezler bu bölgeye geldiklerinde burada bulunan Avşarlar, Çerkezleri istemediler ve onlarla kavgaya başladılar. Çapanoğulları iki tarafın arasını bularak Çerkezlerinde bölgede iskanına yardımcı oldular. Daha sonraları çok Çerkez gelin aldılar akraba oldular. Bu sırada Salihli cephesinden de kötü haberler gelmeye başladığından Ethem ısrarcı olamamış ve Ankaraya dönmüş. Mustafa Kemal ile Çerkez Ethem arasında başlayan güvensizlik Yozgat Başkaldırısı sırasında had safhaya çıkmış, çok sinirlendiği bir gün Ethem <Ankaraya döndüğümde Mustafa Kemali meclisin önünde asacağım demiştir. Gerginlik daha Çerkez Ethemin Ankara’ya çağrıldığı günlerde başlamıştı. Çapanoğlu başkaldırısı için Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Çakmak Paşa ve İsmet paşa ile birlikte yapıkları toplantıda hakarete varan bir uslupla şöyle demişti’’ Hayret ediyorum, Sivasta Heyeti Temsiliye, Ankara’da Büyük Millet Meclisi olarak teşekkül ve içtima edeli, bir seneyi geçtiği halde, bu müddet zarfında koca Anadolu da harekâtı milliyemiz namına neden esaslıca bir hareket görülmedi ve niçin, merkezinizi takviye eylemediniz ve sonra mühim ve esas olan cephelere ait şimdiye kadar bir eseri himmet ve mukavemetinize dahi şahit olmadık desem itiraf buyurulur zannederim. Nihayet bizleri düşman cephesinden,gerilere ayırmaya ve gerilerde size düşen vazifelerle bizi işgal ve eşkale mecbur bıraktınız.Şimdi görüyor ve itiraf buyuruyorsunuz. Orta Anadolu’da bir köşede,hiçbir ecnebi ve İstanbul hükümeti ile irtibatı kalmayan Yozgat olayını söndürmekten acizsiniz,anladığım şudur ki,başlangıçtan beri hâlâ vaziyeti kavrayamadınız veyahut şahsi ve daha önemsiz işlerle meşgul oluyorsunuz, belkide Heyeti Temsiliye ve Ankara Hükümeti namına yaptığınız tamimler,tebliğler,konferanslarla her şey olup bitti sandınız ve aldandınız af buyurunuz bu sitemden muradım bu gafletinizin  tekrar etmemesini temenni içindir’’
Bu sözlerde, Çapanoğullarını Padişahçı ve ecnebilerden yardım almış gibi yazan yanlı tarihçilerin yüzlerine şamar gibi inen bir mesaj da verilmiş oluyordu. Bu saygısız ve suçlayıcı konuşmaya rağmen, Ethem’in 70 subay,1200 piyade,1300 atlı,4 adet kuvvetli dağ topu, 1 adet sahra topu, 8 adet makineli tüfek’ten mürekkep ordusunu nakil için 90 adet yaylı araba temin edilmiştir. Albay İsmet beyin emri ile müfreze 20 Haziran 1920 günü Ankara’dan yola çıkar ve 24 Haziran 1920 günüde Yozgat’a gelir. Ethem’in ve çakallarının Yozgat’ta yaptığı talan ve kıyım konusunu İsmet paşa Mustafa Kemale açtığında şöyle bir cevap almıştır. İsmet,şimdi güç Ethem’de akıl  bizde,yarın güç bizim elimizde olacak.Uzunyaylaya sığınan beyler 1921 yılına kadar burada kalmışlar ve bir süre sonra affa uğramışlarsa da en küçük kardeş Halit Bey daha önce eşini ve çocuklarını ve onların geçimlerini merak ettiği için çoban kılığında Arapseyif’e gitmek istemiş, yolda kendisini tanıyan birisinin ihbarı üzerine yakalanarak Amasya istiklal mahkemesinde yargılanmış ve 13 Haziran 1921 de idam edilmiştir.Ruhu şadolsun. Atatürk Cumhuriyetin ilanından sonra 15 Ekim 1924 ve 3 Şubat 1934 tarihlerinde olmak üzere Yozgat’a iki defa teşrif etmiştir. Bu teşriflerinde isyandan dolayı şehir ahalisi adına özür dileyen Akdağlı Bahri beyi sert bir dille susturmuş ve şöyle demiştir. Bırak Bahri. O konuyu kapat. Kapanmış bir yara, deşipte yeniden kanatma. O dönemi kendi içinde izah etmek gerekir. İşte bir devri anlatan en önemli cümle budur.
O dönemi kendi içinde izah etmek gerekir. Ve o ünlü sözü ile Yozgatlılara hitap etmiştir. Yazarlar bu hitapta da bir gönül alma olduğunu yazarlar. ÜNLÜ SÜVARİLERİ HARP MEYDANLARINDA KAHRAMANCA DÖĞÜŞEN, TÜRK YİĞİTLERİNİN HARMAN OLDUĞU DİYAR, BOZOK YAYLASININ KAHRAMAN EVLATLARI VAR OLUN. Devletine sadık birer kul olarak hizmet etmiş ve Padişahların her yıl İstanbuldan kabeye gönderdikleri örtü ve hediyeleri götüren sürre alaylarına komutanlık yapacak ve devletin en üst kademelerinde görevler alarak padişahın Yaver-i Ekremliğine kadar  yükselecek kadar güvenini kazanmış bu insanlardan bir kısmı Çapanoğlu Büyük Camiinin haziresinde bir kısmı da son görev yaptıkları yerlerde toprağa verilmiştir. Ruhları Aziz, mekânları Cennet olsun. Nur içinde yatsınlar.

Anılar:
Ziya Saffet Acun’dan naklen (Prof. Hakkı Acun’un babası) .Çapanoğlu olaylarının üzerinden 20-25 sene geçmişti, Yozgat’ın ileri gelenleri Çapanoğlu Muhlis beyin evinde bayramlaşmak için toplanmışlardı. Bende bir genç olarak onlara hizmet ediyordum. İyi ve güzel sohbetler yapılırken konu Çapanoğlu olaylarına gelince Muhlis Bey, bu olayların üzerinden uzunca bir zaman geçtiğini, tekrar yaraların açılmaması gerektiğini, o zaman günahı olanların da öbür dünyada hesabını vermesini dileyip o sırada mecliste bulunan müftü Mehmet Hulusi efendiye dönüp, onu da adeta suçlayarak ‘Müftü bey de orada hesabını versin demişti.

Muhlis bey oğlu Muammer Çapanoğlu’ndan naklen(Abdülkadir Çapanoğlu’nun babası). Pederim, Cennetmekân Muhlis beye Hindistan’daki Çapanoğullarından bir mektup gelmişti. Fakat pederim, Milli Emniyetin bir denemesi olabilir diyerek mektuba cevap vermedi.(Mektup o sıralarda II.Abdülhamit’in torunu Abdülkerim efendi ile birlikte Asya da bulunan Mehmet Muhsin Çapanoğlundan gelmiş.) Çapanoğlu Muhsin bey, Osmanlı devleti tarafından mimarlık tahsili için Fransa’ya gönderilmiş, Milli mücadele sırasında bursu kesilmiş, kendi imkanları ile tahsilini bitirmiştir.Hayatı ayrı bir roman konusu olacak kadar maceralar ile doludur (Bknz.Meydan Larous Abdülkerim Efendi)

Abdülkadir Çapanoğlu anlatısı;1959-1962 yıllarında babam Muammer Çapanoğlunun memuriyeti dolayısıyla Amasya’da bulunuyorduk. O sıralarda bir Alevi dedesi olan Piroğlu Halil bey bir akşam bizi evlerine yemeğe davet ettiler. Yemek esnasında cebinden eski Türkçe ile yani arap harfleri ile yazılmış bir yazı çıkararak babama yüksek sesle okumasını rica etti. Bu Çapanoğlu Celal beyin, Halil beyin babası Piroğlu İbrahim efendiye yazdığı ve Çapanoğlu başkaldırısına katılmasını isteyen ve hatta emreden bir mektup idi. Babam bu mektubu  okuduktan sonra Halil bey büyük bir itina ile mektubu katladı ve çocuklarından birine vererek yerine kaldırılmasını istedi. Sonra babama dönerek, biz her zaman Çapanoğullarının yanında olduk, her zamanda oluruz demişti Leyla Cerit (İdam edilen Hüsnü Efendi’nin kardeşi Ceritzade Şükrü Efendi’nin eşi, Abdülkadir Çapanoğlu’nun anneannesi) Ceritzade Hüsnü Efendinin hikayesi;Hüsnü Efendi Yozgat’ın eski belediye reislerindendi.Çerkez Ethem önce Yozgat’ı muhasara etti ve çevreye kurdurduğu topları ateşleyip bir kısım yerleri yıktı, yangınlar çıktı.Daha sonra Yozgat’a girdi ve yakaladığı Çapanoğulları ile onlara destek verenleri muhakeme etmeden asmaya başladı. O zamanki Ankara valisi,Ankara’da olan biteni ve Çerkez Ethem’in askerleri ile Yozgat’a doğru yola çıkacağını Çapanoğullarına haber vermiş.Bu haber üzerine Celal bey ve kardeşleri Yozgat’ı terkedip Uzunyayla’ya (Kayseri Pınarbaşı) gittiler.Çerkez Ethem Yozgat’a geldiğinde bunları bulamadı.Hüsnü efendi bu tarihlerde yeni evlenmişt,genç karısını evde bırakıp gitmek istemiyordu.Kaçmakla kaçmamak arasında bocalıyor birkaç defa ata biniyor tekrar iniyor, bu süre içinde de Yozgat tamamen muhasara edildi. Çerkez Ethem’in kumandanlarından Parti Pehlivan isimli biri Hüsnü Efendinin konağını basıyor. Hem onu hemde para kasasının yerini bulmaya çalışıyor. Bulamayınca konağı yakın diye emir veriyor. Bu durum üzerine Hüsnü Efendinin analığı Çerkez Gül Hanım konak elden gitmesin diye saklandığı yeri Çerkezce Parti Pehlivan’a söylüyor. Onlarda hem Hüsnü efendiyi yakalayıp asıyor hem para kasasını boşaltıyor hem de konağı yakıyorlar. Hüsnü ve Şükrü efendilerin babası Nurettin efendinin üç hanımı varmış bu  Çerkez kızı Gül hanımı dördüncü eş olarak almış. Gül hanım gelin geldiğinde daha çocuk yaşta imiş ve hiç Türkçe bilmezmiş.Nurettin efendi de dört yıl sonra vefat etmiş.
Uzm.Dr.Edip Bilgin Çapanoğlu anlatısı: Padişah Üçüncü Selim’ in kurmak istediği ilk düzenli askeri birlik olan Nizamı Cedit’i Osmanlı imparatorluğunda ilk  hazırlayanlar  Çapanoğullarıdır. Çapanoğulları hazırladıkları bu düzenli birliklerle batıya yapılan bir sefer sırasında İstanbul’a geldiklerinde, padişah için yapılan resmigeçide katılırlar. Bu düzenli birlikler III. Selimin çok hoşuna gider ve dedemizi huzuruna çağırtır. Askerlerinin önünde yürüyen Çapanoğlu,huzura kaftanla değil yol kıyafeti ile girmek zorunda kalır. “Huzura yol kıyafeti ile geldiği için bağışlanmasını, Padişaha ve Devlete hizmet için var oldukları” mealindeki sözleri padişahın çok hoşuna gider ve kendisine vezir muamelesi yapılarak hilat giydirilir ve  Rusya’dan kendine  hediye edilen kürkü Çapanoğlu Süleyman bey’e hediye eder. Bu kürkün üzerinde düğme yerine iki adet elmaslarla işlenmiş çiçek varmış. Bu düğmelerden bir tanesi bizim aileye kadar geldi.Gümüş zemin üzerinde yapraklı bir çiçek. Yaprakları elmaslarla bezenmişti, çiçek kısmının ortasında bir büyük elmas etrafında papatya gibi elmas taşlar vardı. Bunun etrafında yine buna benzer, ortada bir taş etrafında yine taşlar. Böyle kaç tane idi unuttum. Geceleri ışıkta pırıl pırıl olurdu.Bizim aile, yani babam Hadi Çapanoğlu, Amcam Azmi Çapanoğlu ve ayrıca ikisi üniversite de olmak üzere okuyan dört çocuklu bir aile. Babam Hadi Bey öğretmendi, amcam Azmi bey ticaretle uğraşıyordu.1960 ihtilalinden sonra krediler kesilince ekonomik olarak çok sıkıntıya düştük. Tarlalarımızı yok pahasına sattık yine yetmedi. Yukarda bahsettiğim elmas iğneyi satmak zorunda kaldık. Ben İstanbul’da Tıbbiyede öğrenci idim. İğneyi önce Topkapı Müze müdürüne götürdük müze satın alırsa hiç olmazsa müzede sergilenir diye düşünmüştük. Müze Müdürü Soyadını Şehsuvaroğlu gibi hatırlıyorum iğneyi görür görmez hangi devrin eseri olduğunu bildi ve bunu müzeye kazandırmak istediğini ancak alımları durdurduklarını söyledi. Bize bunu piyasada satarsak, tahmin edemeyeceğimiz kadar düşük bir fiyata almak isteyeceklerini söyledi. Yurt dışında kıymetinin çok daha iyi anlaşılacağını ve çok daha iyi para edeceğini söyledi. Böyle bir imkânımız olmadığından iğneyi hemşerimiz olan bir tüccarla Kapalıçarşı’ya götürdük ve ilk gittiğimiz kuyumcu, Topkapı müze müdürünün söylediği değerin çok çok altında bir fiyat verdi. Ona vermeyip başka birine gittik, meğer böyle kıymetli işlerde aralarında haberleşirlermiş. İkinci gittiğimiz yer daha öncekinden de düşük bir fiyat verdi, ona da satmadık. Üçüncü gittiğimiz yer ise daha düşük bir fiyat verdi ve her gittiğimiz yerde fiyatın sürekli düşeceğini söyledi ve içimiz sızlayarak iğneyi gittiğimiz üçüncü mücevherciye sattık ve Kapalıçarşı’dan buruk bir biçimde ayrıldık. O sattığımız aile yadigârı aklıma geldikçe hala içim sızlar ve çok üzülürüm. Çok şükür ailemizin yaşayan fertleri hem çok iyi mevkilere geldiler hem de çok iyi ekonomik durumlara kavuştular.
O yıllarda o sıkıntılara düşülmeseydi bugün bu elmas düğmeleri ya Topkapı müzesine yada geçen yıl gidip gezdiğimiz Yozgat müzesine seve seve bağışlar gelecek nesillere bir aile yadigarı olarak bırakırdık, çok yazık oldu.Maddi değerinden çok manevi değeri vardı.

Çapanoğulları Buluşması Organizasyon Komitesi Adına
HAZIRLAYAN
ABDÜLKADİR  ÇAPANOĞLU
capanoglukadir@yahoo.com.tr

Çapanoğlu-hadisesi-bir-isyanmıdır-www.biryazi.com

kaynak:
Prof. Hakkı Acun(Çapanoğlu): Çapanoğulları ve eserleri
Dr. Ali Şâkir Ergin: Çapanoğlu hadisesi ve Abdülkadir Beyin hatıraları
Ord.Prof.İsmail Hakkı Uzunçarşılı: Çapanoğulları
Prof.Dr. Faruk Sümer: Oğuzlar Türkmenler
Prof. Ahmet Yaşar Ocak: Milli Mücadelede Çapanoğlu İsyanı
Hasan İzzettin Dinamo: Kutsal İsyan
Ahmet Efe: Çerkez Ethem
Azmi Çapanoğlu: Tarihsel, Hukuksal, Siyasal Yönden Milli Mücadele
Avni Doğan: Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası
Muhtelif dokümanlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir